Geri Dönüş

23:11

Yaklaşık yirmi dakikadır boş sayfanın başındaydı. Yazılabilecek bir kelime gelmiyordu aklına. Kâğıdın kenarlarını bile karalamamıştı. Bir çizgi, bir harf belki tekrar başlamasını sağlar diye düşünmüştü. Şimdiyse o bir çizginin bir felaket yaratacağından korkuyordu.

Bir aydan biraz fazla bir zaman geçmişti son yazısından beri. Hâlbuki son noktayı koyduğunda hemen sonraki gün tekrar başlayacağını düşünüyordu. Birçok kez hayallerinden vazgeçmesi gerektiğinden bırakmalıydı belki de artık boş kurguları. Fakat henüz farkında değildi.

Birkaç yıldır “yazmaya çalışıyordu” kendi deyimiyle. Başta sadece kafasındakilerden kurtulmak için yazıyordu. Zamanla sadece kendini rahatlatmak için değil yazmak istediği için yazmaya başladı. Ne kadar başarılı olduğuyla ilgilenmeden, anlatmak istediklerini anlatmak istediği şekilde anlatmak, kelimelerin düşünceleri kalıplara sokarak sınırlandırdığını düşünse de, ona özgürlük kadar ferahlık vermişti. Kanatları olup uçsa böyle hissederdi. Koca bir uçurumun kenarında alınan derin bir nefes gibi onu heyecanlandırmıştı. Zevkli olan her şey kısa sürmek zorunda mıydı?

Yazdıkları okunsun istiyordu; her insan gibi fark edilmek, anlaşılmak istiyordu. Fakat insanlar sadece anlamakla kalmıyordu. Yazdıklarında yaşanmışlıkları görüyorlardı, rahatsız oluyorlardı. Belki haklıydılar, okumamalıydılar. Ama yazmamasını tercih ediyorlardı. O uçsuz bucaksız uçurumunu bile ona dar ediyorlardı. İnsanlar kendilerini kontrol etmektense başkasını kısıtlamayı kolay buluyorlardı. Birine “Yapma!” demek, yapmamaktan daha cazip geliyordu onlara. Hâlbuki başkasına emirler vermek, başkasını bunaltmak hatta bunaltmakta ısrarcı olmak çok daha zordu ona göre. Birinin hayatındaki bir gölge olmak insanın kendine yakıştıramadığı bir konum olmalıydı. İnsanlar bu halleriyle gözüne acınası geliyordu.

Tek bir çizgi bile çizilmemiş olan kâğıt hala önündeydi. Sandalyesinden kalktı. Pencereyi açtı. Baharın henüz tam da ısınmamış hafif esintisi yüzüne çarptı. Arkasını döndü, odanın ortasındaki yumuşak halının üstünde yürüdü ve koridora çıktı. Karşı duvardaki düğmeye basıp banyoya girdi. Aynadaki görüntüsüne kısa bir bakıştan sonra soğuk suyu açtı ve yüzünü yıkadı. Islak elleriyle boynunu ve ensesini biraz ıslattı. Uzun süre kullanılan elektrikli aletler gibi ısınmış olan bedeni soğuk suyla biraz kendine geldi. Sadece ellerini kurulayıp banyodan çıktı. Odasına, boş kâğıdın başına geri döndü. Kalemi eline aldığında yeniden o rahatsız edici korkuyu hissetti. Artık kendinden başka kimsenin umurunda olmayan bu duyguyu yenmesinin zamanı gelmişti. Yine bir şeyler(!) yüzünden-ki kısıtlamaların asıl kendi zihninden kaynaklandığını düşündüğünden suçu dışa atmasının absürt bir şekilde komik olduğunu düşünüyordu- kendinden, hayallerinden vazgeçmesi kendini aciz hissettiriyordu ve bu acizlik hissi korkusundan çok daha rahatsız ediyordu.

Önce kağıdı değiştirmeyi düşündü. Sanki kağıt kozmik bir şekilde yazmasını engelliyordu. Sanki duygularının ve sonu gelmeyen felaket senaryoları yazan zihninin yazamamasında bir etkisi yokmuş gibi. Sonra bunun durumu inkarından ileri geldiğini ve bu inkara kapılıp kağıdını yenilemesinin kendini kandırmaktan başka bir işine yaramayacağını hatırlattı kendisine. Sol dirseğini masaya yaslayıp sol elinin avuç içine çenesini yasladı. Kalemi sıkıca kavrayıp kağıdın sol üst köşesine getirdi. Yazmaya başladı.

“Bir uçurumun kenarında nefes almak gibi…”

Reklamlar

Geri Dönüş” üzerine bir yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s