Nefes

Bir nefes çekti sigarasından. Ciğerlerine dolan katranı hissetti hafif bir acıyla. Parmak ucunda tuttuğu küçük izmarite baktı. Küllüğe basmaya hazırlandığı sırada, sanki elinden zorla almaya çalışılıyormuş gibi bir hırsla dudaklarına götürüp son bir nefes daha çekip hızla küllüğe bastırdı. Bu son nefesle tüm bedeninin rahatladığını hissetti.

Aylardır bırakmaya çalışıyordu sigarayı. Bu son diye söndürdüğü her sigaradan sonra bir hafta rahatça dayanabiliyordu aslında. Etrafında sigara içilmesi de onu rahatsız etmiyordu. Ama uzun sigara sohbetleri onu her defasında dayanılmaz bir isteğe sürüklüyordu. Televizyonda sigaranın zararlarını anlatan doktorlar, sigarayı bırakanların anıları ne kadar masum ve caydırıcı olsa da o, bu uzun sohbetlere maruz kalınca koşup bir paket daha alıyordu.

Yine o günlerden biriydi. Bir haftalık bir arınmanın sonunda yeni bir paket ve sıcak bir çay kafenin iki kişilik minik masalarından birinde utancıyla beraberdi. Kendini her defasında iradesiz hissediyor, kendine verdiği sözleri tutmadığı için, kendine yeterince iyi bakmadığı için kendini suçlu buluyordu.

Anlatım bozukluğu gibi duran güneşli bir kış günüydü. Onun oturduğu dâhil, iki kişilik masalar dört kişiliklerin hemen yanına konmuştu. Neyse ki yanındaki masa boştu da birilerinin tüm konuşmalarına kulak misafiri olmak zorunda kalmayacaktı. Böyle yerlere tek başına gelmenin en büyük sıkıntısı buydu. Kendi sessizliği diğer sesleri daha duyulur hale getiriyordu ve istemeden, istemeden olduğunu iddia ediyordu, yakınındaki konuşmaları dinlemiş olmuyordu. Şimdiyse boş masanın bir sandalyesine turunculu beyazlı bir kedi kıvrılmıştı. O hareket ettikçe rahatsız edilmek istemediğini belli etmek için gözlerini iki saniyeliğine ona dikiyor, sonra güzellik uykusuna geri dönüyordu.

İki masa ilerisinde bir çift vardı. Kırmızı montlu kız ve siyah gözlüklü erkek, muhtemelen yeni tanışıyorlardı, Ermenilerden bahsediyorlardı. Bir Ermeni gelse tedavi edip etmeyeceğini sordu çocuk kıza. Yeni tanıdığın birinin ırkçı olup olmadığını anlamanın başka yolları da olmalı diye düşündü istemsiz olarak. Yine de muhabbet onların ilgisini çekmiş görünüyordu. Bir süre konuşmalarını duymaya çalıştı, tabi ki yine istemsiz olarak. “Hep bu masalardan.” diye düşündü. Yoksa konuşulanlar onu ilgilendirmezdi.

Üçüncü sigarasını söndürdüğünde artık isteği geçmişti. Başını kaldırıp yandaki duvarda asılı eşyalara baktı. Eskici dükkânı gibiydi burası. “Burayı sevecek.” diye geçirdi içinden neşeyle. O geldiğinde de havanın güneşli olmasını diledi. Sadece sıcaklık yetmezdi. Bu ışıkla burası insanın içini açıyordu. Yaşına göre oldukça yaşlı olan ruhunu canlandırıyordu. Bir de onun kokusuyla burada oturmak iyi gelecekti doğrusu. “Bir de hava böyle olursa.”

Saati kontrol etti. Artık kalksa iyi olacaktı. Eşyalarını toparladı, cüzdanını eline aldı. İnsanlarla göz göze gelmemeye çalışarak hızlı adımlarla kasaya gitti. Hesabını ödeyip iyi günler diledi. Bir bekleyeni yoktu. Bir beklediği vardı. Kavuşmayı beklediği biri. Birkaç hafta sonra kavuşacağı ama yine de “Yeter, gel artık!” diye çocukça tutturmak istediği biri.

“Sevecek burayı. Ah, bir de hava böyle olursa!”

Reklamlar

Nefes” üzerine 4 yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s